Ben kendimi bildim bileli, bayram günü yaklaşırken, müthiş heyecanlanırım. Çocukken benim için bayram demek; el öpmek, harçlık, bir gece önceden başucumuza koyulan yeni kıyafetler ve gıcır ayakkabılar, tüm kuzenleri görmek ve onlarla kudurmak, çok sevdiğim bol cevizli ev baklavası, eniştemin bize parmak çıkartma numarası yapması, şehir dışından gelen akranlarım, ziyarete gittiğimiz akrabalarımızın çorap, toka hediye etmesi, bolca şeker- çikolata demekti.
Bayram demek paylaşmak, sevinç, mutlu kalabalık, neşeli gürültü demekti. Şimdi burada nerede eski bayramlar muhabbeti yapmayacağım elbette. Zira bizim oralarda, bayramlar hala tam gaz değişmeden bu şekilde geçiyor. Ama gerçekten o bayramlar eskide kaldı, çünkü o heyecanlar çocukken vardı.
Şimdi eşimin de benim de aileleriyle aynı şehirde değilsek, bizim için bayram demek; yoldan geleni heyecanla beklemek ya da heyecanla yolculuk etmek demek..
Tenten doğduktan sonra üç bayram gördü. Geçtiğimiz Kurban Bayramı dördüncü bayramı olacaktı fakat henüz bayram nedir tam olarak anlayamadı. Bunun sebebi, bayramı hep evimizde geçirmek zorunda kalmamız ve en kalabalık halimizin bizi yalnız bırakmayan anneanne ve dedesinin bize katılmasıyla, 5 kişiden ibaret olmasıydı belkide. Eğer bu bayram da yalnız geçirseydik, Tenten adına çok üzülecektim. Benim çocukluğumda yaşadığım bayram heyecanı ve mutluluğunu içinde hissetmesini istedim. Aldık başımızı gittik bizim diyarlara.. İyi ki gittik iyi ki..

Tenten muhteşem bir bayram geçirdi. Bayram öncesi hazırlıklara, sokaklardaki kalabalığa, baklava yapımına, tatlı telaşeye çoğu zaman kahkahalarla tanıklık etti. En sevdiği şey ise elbetteki, bayram temizliğiydi. Süpürge bu aralar en favorisi. Toz aldı, yerleri süpürdü, oradan oraya koşturdu, coştukça coştu. Gözlerindeki o en parlak ışığı görebilmek ise beni amacıma ulaştırmıştı. İşte Bayram artık oğlumun da gözlerindeydi.
Bayram sabahı bayram yemeği geleneği vardı elbette. Normal şartlarda, küçükler büyüklere giderdi bayram yemeğine. Fakat bu defa babam istedi ki, Tenten dedesinin evinde tanıklık etsin bu geleneğe. Tenten'in Nene' si, büyük Dayıları, hayranı olduğu Sertaç ve Sueda' sı çaldılar sabah kapımızı. Tenten efendi bayramlıklarını giydi, yemek yenildi ve sonra herkes birbiriyle bayramlaştı. Tenten önce alnına, sonra dudağına götürmek suretiyle :) el öptü. Geçen sene dedesinden ilk bayram harçlığını almıştı fakat o zaman farkında değildi. Bu defa gayet farkındaydı ve yine de çok anlam vermese de paraya bir süre baktıktan sonra, oyununa devam etti. Hemen bir fasıl kitap okud ve okuttu sıradan herkese.
O gün dedesi, anneannesi ve annesiyle beraber, büyük halalara ve dayılara bayram ziyaretinde bulundu. Çok yaramazlık yapmadı elinde kitap marifetlerini gösterdi, '' Bu ne ufaklık? - Puteta (Portakal), Bu ne? Uuucahh (Uçak) vs. ''
Büyük enişteler den biri Tenten' e parmak çıkarma numarası yaptı. Tenten' de şaşkınlıkla izledi. O anda o kadar duygulandım ki, biz daha ufacıkken eniştem bize yapardı bu numarayı. Ama mutlaka bayramlarda yapardı. Biz de onları ziyarete giderken her seferinde, alışmış olsak bile heyecanlanırdık yine de.. Şimdi benim oğlum izliyor aynı numarayı, aynı kişiden, bir bayram gününde. Dünya çok hızlı dönüyor, insan çabucak büyüyor..
Günün gecesinde kardeşimin kız arkadaşı, -ki Tenten kendisine tam bir hayran- ve annesi İstanbul' dan bir kaç günlüğüne bizleri ziyarete gelince değmeyin beyefendinin keyfine! ''Yişeeeren Yişereen (Yeşeren)'' diye diye dolaştı peşinde. Sabah ilk kalktığında hemen odanın kapısına koşup, önce ''Annane, sonra Yeşeren' e ses veriyor, kucaklarına atlıyordu. Yeşeren' in hediyelerinin her birini giydirmemize izin veriyor ve aynanın karşısına geçip ' ayyy ayyy' diyerek kıyafetleri üzerinde inceliyordu :) Oğlum ve dolayısıyla herkes bu bayram çok mutluydu. Gözler parlıyor, yüzler gülüyordu.

Elbette bayram ziyaretçilerimiz de oluyordu. Bizim geldiğimizi duyan herkes sağ olsunlar daha bir acele ziyaretimize geldiler. Utku ve Ecrin geldi, Zeynep Sude geldi, Kadir Haktan geldi. Tüm bu akranlarıyla oyuncaklarını paylaştı beraberce oyun oynadı, bazen kudurdular bazen oturdular ahşap yapbozlara yoğunlaştılar. Hatırlıyorum da, biz çocukken kuzenlerle daha çok yaramazlık yapardık bayramlarda. Koşullar, ortam ve sunulanlar çok önemli elbette. Bayramın son günü dayısının da gelmesiyle takım tamamlanmış oldu. Ha Yeşeren' i dayısından kıskandı mı? Bu konuyu konuşmak istemiyor beyefendi :)
Ben bayramları kendimi bildim bileli çok severim, gelsin isterim, el öpmek isterim, baklava yemek isterim. Umarım oğlumda sever; bayram ziyaretlerini, bayram yemeklerini, büyükleri sevindirmeyi, küçükleri sevmeyi.
Tenten bu bayram, bayram ile ilgili her şeyden nasibini aldı. Tadına vardı, tadını sonuna kadar çıkardı elbet. Fakat tek bir şey yasaktı. Evet ona göre haksızlıktı biliyorum ben onun yerinde olsam çok kızardım biliyorum. Çikolata yemesi yasaktı :) Biraz biraz baklavayla yetinmek zorunda kaldı. E artık bu kadar da olsun du..
Ve tek bir yanımız eksikti. Babası maalesef iş sebebiyle bizimle gelememişti. Babaanne, dede, amca, hala, enişte, yenge,Görkem, Mert, Sezgi ve Sezer' de eksikti elbette. Yakındır bize şu soruyu sorması;
- Anne- Baba, neden anneannemler ayrı şehirde, babannemler apayrı bir şehirde ve biz daha da ayrı bir şehirde yaşıyoruz?
Her günümüz bayram, her bayramımız beraber olsun.