22 Ekim 2011 Cumartesi

Çocuk Oyun Alanları Üzerine


Ben çocukken, 7 yaşıma kadar 2 katlı müstakil evde oturuyorduk. Üst katımızda amcamlar otururdu ve amcamın oğullarıyla oyun oynardım. Genelde bebeklerime ya da evcilik oyunlarına yüz çevirip, onların arabalarına göz koyardım. Hiç unutmuyorum bir keresinde amcam, iş için şehir dışına gidip geldikten sonra bize hediye getirmişti. Oğullarına araba, bana ise bebek getirmişti. Ben teşekkür etmek yerine ağlamayı seçmiştim, bana da araba hediye etmediği için.

O zamanlar, sadece mustakil evlerden oluşan mahallemizin ortasında, en fazla 50 mt2' lik bir arazi vardı. Biz orada çamurlarla oynardık yağmur yağdığında. Su birikintilerinden çorba yapar, taşlardan yemek yapardık. Solucanları birbirimize gösterip,''yılan yılaann!'' diyerek kahkalarla kaçışırdık oraya buraya, onun solucan olduğunu bildiğimiz halde. Körebe oynardık,saklambaç oynardık, ip atlardık, yarış yapardık arabalarımızla. Ve daha pek çoğunu kendi çocuk beyinlerimizle geliştirdiğimiz oyunlar.. İnanılmaz eğlenirdik ama inanılmaz mutlu ayrılırdık evlerimize.

Evlerimize ayrılmadan önce akşam ezanı okunmaya başladığı an, hemen Akşam Sobesini başlatırdık :) Sonra ben eve giderdim. Yaz aylarında annem sabah ben sokağa çıktığımda bir kova su doldurur ve kovayı balkona koyardı. Kovadaki su akşama kadar güneş sayesinde ısınır ve akşam ben toz toprak içinde eve döndüğümde banyo suyum olurdu. Ilık ılık ah nasıl iyi gelirdi o banyo bana.

Daha sonra bir söylenti çıktı, o araziye çocuk parkı yapılacağına dair. Nasıl sevinerek ve sabırsız birşekilde beklemiştik parkın yapılacağı anı. Benimse sevincim kursağımda kaldı. Çünkü park bizim o mahalleden taşınacağımız sene yapıldı ve ben çok az yararlanabildim o demir yığını, tehlikeli çocuk oyun elemanlarından! Tehlikesi, ergonomik olmaması!, yanlış bitkilendirilmiş olması ya da hiç bitkilendirilmemiş, sadece taş yığını olması farketmiyordur ki bizim için. Bizim için önemli olan sadece salıncaktı, kaydıraktı, tahtaravalliydi :) Zaten biz ve bizden önceki tüm jenerasyonlar hep Allah' a emanet büyümemiş miydi o zamanın Türkiyesinde?

Sonra 7 katlı bahçesiz ve cadde üzeri bir apartmana taşındık. Öyle ya o dönemler bir apartman furyası ve kültürü başlamış, ama bu apartmanların en ortak özellikleri bahçesiz olmalarıydı. Neyse ki, oturduğumuz binanın arka tarafında boş, kocaman ve içinden yol geçmeyen kocaman bir çayır vardı. Oyunlarımızı orada oynamaya başlamıştık ve yine annemize bir balkon uzaklıktaydık. Tabii ki bu heyecan da uzun sürmedi. Ee o arazi hiç boş kalır mıydı, üzerine uzunca ve kocaman bir beton kütlesi daha dikmek varken! Yaşadığımız şehirde buna rağmen, bu kadar bina çoğalması ve çocukların oynayabileceği güvenli alanların azalmasına rağmen, sevgili belediyemiz çocukları hiç düşünmedi. O dönemlerdeki her belediye gibi.. Çocuk Oyun Alanı denilebilecek bir kompleks 10 parmağımı geçmeyecek kadardı hala maalesef.







Çünkü bizim toplumumuz da, belediyemiz de, yöneticilerimiz de Çocuk Oyun Alanı bilincinden yoksun, Ç.O.A. cahiliydi. Üstelik çok uzun bir zaman da bilmemek ayıp değil, öğrenmemek ayıptır demeden süregeçti yıllar. Önce mahalle kültüründen çıkmayı marifet saydık, bahçesiz- bitkisiz taş yığınlarının içine tıkıştık. Sonra mahalle kültürü özlemiyle sitelere koşturmaya başladık. Öyle ya sitelerdeki yaşamda, aslında zamanında beğenmediğimiz mahalle kokusu vardı, çocuklar annelerinin gözetiminde oyun oynarken, anneler bir çardakta toplaşıp komşuluk kültürünü geri kazanmaya başlamıştı. Herkesin kendine ait müstakil bahçesi olmasa bile büyükanneler, büyükbabalar için en azından dokunacak, bir şeyler ekecek bir bahçe vardı. Minik çocukların avuçlayabileceği toprak vardı. Mahallenin acar delikanlıları yerine, güvenlik görevlileri ya da site giriş kapıları güvenliği sağlıyordu ne de olsa..

Nereden nereye geldim. Bu konu elbette akademiksel olarakta tartışılagelen bir konu olmuş ve olacaktır. Nacizane düşündüklerimin ufak bir kısmını yazmak istedim sadece.

Şimdi bizim çocuklarımız bizim jenerasyona göre elbette Ç.O.A. bakımından bizden kat kat şanslılar.Fakat buna da şükür diyerek, görmezden gelmemizi gerektirmez elbette yapılagelen mevcut hata ve ihmalleri. Başlatacağım sobe/mim bunun üzerine olacak. Katılmak isterseniz.

Bu post bir giriş olsun istiyorum. Sobe yazımı toparlayıp, ayrı bir başlıkta yazacağım. Şimdilik bu kadar.

Sevgiler

 

16 Ekim 2011 Pazar

Motorsikletli Bebekler




Yaşadığım şehirde bebekler de motorsiklet kullanıyor biliyor musunuz? Hatta elektrikli bisiklet bile kullanıyorlar. Maalesef kullanıyorlar..

Geçen gün balkona çöp atmak için çıktığımda şöyle bir manzarayla karşılaştım;

Bir adet motorsiklet, motorsikleti kullanan bir adet baba, babanın arkasında bir adet anne ve babanın önünde ayakta! bir adet 2,5 yaşlarında bebek! O, hala bebek sınıfına giriyor. Biz ona çocuk diyemeyiz bile daha.. O, daha çocuk yaşta bile değil. O, o an itibariyle oyuncakçılarda tüylü olması, köşeli olması, küçük parçalı vb. olması nedeniyle 3+ YAŞ uyarısıyla karşılaştığımız ve çocuklarımıza almadığımız oyuncakların, yarattığı tehlikeden çok daha fazla risk altında bir bebek... Ve kimbilir haftada kaç kez aynı risk yaşatılıyor ona.. Maalesef anne-babası tarafından...

Ha bir de tabii ki 3' ünde de kask yok.. Yaşadığım şehirde çok karşılaştığım bir manzara olmasına ve her karşılaştığımda öylece donup kalmama rağmen, yine aynı şey oldu. Bakakaldım.. Kuzu motorsikletin üzerinde, babasıyla direksiyonun arasındaki boşlukta ayakta dururken aynı zamanda ağlıyordu çığlık çığlığa. Sanki bir şeyden korkmuş gibi.. Hem motorsiklete gaz verip, hem de çocuğuna bağırabilme yeteneğine sahip baba ise, o noktada devreye girdi: '' Ağlama diyorum sana! Sus, bak yoksa bir daha motorsiklete bindirmem seni!!! ''

Sonra ne mi oldu, anne babayı bağarmaması için uyardı ve çocuk daha fazla ağlamaya başladı..

Yaşadığım şehirde, motorsikletle;

  • Babasının ya da annesinin önünde seyahat eden,
  • Babasıyla annesinin arasında seyehat eden,
  • Abisi ya da ablası babasının önünde, kendisi baba ve annesinin arasında seyehat eden, çok fazla bebek ve çocuk var benim.
Peki bizim elimizden gelen, arkalarından donup bakakalmak, '' Hii Allah korusun'' demek mi sadece?

Merhaba


Herkese! Merhaba! Tam 8 aydır yazmıyordum. Yazamıyordum. Öyle işte.. Neredeyse 1 yıl olacakmış ki bir blogum olduğunu hatırladım ve içimde bir yazma coşkusu ki sormayın. Bu arada hiç mi yazmadım. Yazdım ama bunun için kağıt ve kalem kullandım.

Dünya döndüğü, güneş ve ay kendilerini bir gösterip bir sakladığı sürece herşey geçiyor işte.. Zaman geçiyor, mevsimler sırasıyla geliyor, gidiyor, çocuklarımız büyüyor ve tabii ki bizlerde: büyüyoruz!

Bu 8 ay boyunca elbette çok şey oldu. Epey hareketli zamanlar geçirdik: 

  • Tenten efendi sağlık zorunluluğu nedeniyle sünnet operasyonu geçirdi mesela. Epey çetrefilli bir dönemdi. Öncesi ve sonrası.. Ama geçti işte..
  • Sonra 2 yaşına girdi ve ilk kez arkadaşlarıyla kutladı, çok eğlendi, çok mutlu oldu.
  • Sonra epey maceralı ve zorlu bir memeyi bırakabilme dönemi yaşadık ki bu da bir zorunluluktu. Kilo alamama problemi yüzünden, doktorlar böyle uygun gördü. Bana kalsa 3 yaşına kadar devam etmeyi düşünüyordum. Ha tabii memeyi bırakmamızın üzerinden tam 5 ay geçti ama Tenten efendinin kilosu sadece 500 gr. arttı :)
  • Bir dönem ağır ve aniden ortaya çıkan bir kekeleme problemi ortaya çıktı ki, mahvolduk. Tıkır tıkır konuşan çocuk birden kekelemeye başladı.. Çocuk psikoloğuna gittiğimizde bunun sadece gelişimsel bir dönem olduğunu öğrendik ve içimiz rahatladı..
  • Tam 1 yıldır hazır olduğu ama, hem oturak hem de klozet adaptörünü reddettiği için bir türlü geçiş yapamadığımız bezsiz döneme tamamen geçtik bu arada :) Üstelik ısrar etmememizin ama arada bir hatırlamasına ortam hazırlamamızın meyvesini alarak oldu bu; Tenten bezi kendi bırakmak, tuvalete kendi gitmek istedi.
  • Bu dönemde planımız Tenten' i yarım gün ya da haftada 3 gün olmak üzere, okula başlatmak. Umuyorum ki zorlanmayacağız. Çünkü bunu kendisi de çok istiyor,
'' Anne ben okula gitmek istiyorum. Caillou, Can, Çınar gibi anne. Ben de okula gitmek istiyorum anne'' diyor, bizim ufaklık.

Tenten' den haberler böyle. Tüm haberlerin detaylarını bir bir burada yazacağım. Çünkü bence, bir tecrübenin aynısını tekrar eden sonraki tecrübe, mutlaka bir öncekinden daha pozitiftir.

Yesilanne bu dönemde ne yaptı, nasıldı.. Bol bol anneliğini sorguladı ve kendi kendine bulduğu cevaplar hiç de iç açıcı değildi. Ev anneliği, ev kadınlığı, ev eşliği ya da hepsi ona göre değil bunu anladı. Zaten hiç bir zaman için böyle düşünmemiş ya da böyle olmasını istememişti ama, haydi hali hazırda dönmem gereken bir işim yok nasıl olsa 3 yaşa kadar sabredeyim diye düşünüyorken; artık Tenten' e yetemediğini görmeye başladı ve dünya başına yıkıldı. Önce bebeği adına sonra kendi adına çok üzüldü, bunalımlara girdi.

Ama işte nasıl olsa güneş ve ay kendilerini bir gösterip bir saklıyor, ağaçlar bir yeşerip bir çırılçıplak kalıyor. Zaman geçtikçe her şey geçiyor. Bu da geçecek diye düşündü ve önüne bakmaya karar verdi.

İşte şimdi tam bu noktadayım. Bu dönemlerde düşündüğüm, yaşadığım, hissettiğim ne varsa paylaşacağım.. Ama siz yine de bana pek güvenmeyin. Zira hayatım boyunca hiç günlük tutmayı becerememiş biri olarak ne yazacağım ya da yazmayacağım belli olmaz :)

Özlemişim ama.. Çok özlemişim..

Hadi bakalım hoşgeldik!