30 Aralık 2010 Perşembe

Onlar Bizim Çocuklarımız - Video Kayıt

26 Aralık 2010 tarihli, Akdeniz Üniversitesi Hastanesi Pediatri Bölümünde tedavi gören çocuklara, Nurturia Antalya Anneleri ve Antalya Çocuk Tiyatrosu Gönüllüleri işbirliği ile yapılan yılbaşı etkinliğinden güzel, duygulu, neşeli anlar:

http://vimeo.com/18269723

http://vimeo.com/18271322

http://vimeo.com/18272067

http://vimeo.com/18273822

http://vimeo.com/18274087

Dilerim bizi bekleyen yeni yılda, bu güzel çocukların her biri sağlığına kavuşur..

Sevgiler

29 Aralık 2010 Çarşamba

Onlar Bizim Çocuklarımız


Çok değil sadece 1 ay önce bir ateş yaktı yüreklerimizde İlal..  Antalya Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Pediatri Bölümü' n de tedavi gören, Lösemi ve benzeri lanet olasıca hastalıklarla mücadele eden yavrularımıza, yeni yıl için hediye dağıtmaktı amacımız.. İlal'in kontak kurduğu Antalya Çocuk Tiyatrosu güzel gönüllülerinden Serap Hn. ve Erdinç Bey' in de organizasyonda yer almalarıyla daha bir mutlu kutlu olacaktı yeni yıl etkinliğimiz.

Ben Tenten' i o hastanede kucağıma aldım. Kadın doğum katında özel oda kontenjanı dolduğu için başka bir katta ayarlanan odada kaldık iki gün. Sezaryenle doğum yaptığım için, yürüme seanslarım oluyordu koridorda. Aynı koridorda kemoterapi gören minik yüreklerde vardı. Koridorda yürümeye çalışırken onlarla ilk karşılaştığımda bayılacağım zannettim. Zaten düşük kiloda doğan ve doğmadan önce ultrasonda ısrarla bir bacağının kısa olduğunu gören doktorlar ve doğum sonrasında ki muayene de bir bacağının 2 cm kısa ölçülmesi sonucu kalça çıkığı şüphesinin yüzümüze pat diye söylenmesi fazlasıyla başımı döndürmüş ve moralimi altüst etmişti. O çocuklara bakamıyordum bile. Göz göze geldiğimizde onları üzecektim çünkü biliyorum. Sonra odaya girip Tenten' e uzun uzun bakıyordum.. Zaten kaşsız, saçsız doğan oğlumun, o yavruların yerinde olabilme ihtimalini getiriyordum aklıma.. Öyle ya, her şey insan için bu hayatta.. Hüngür hüngür ağlıyordum sonra. Tenten' in kalça çıkığı şüphesinin boş çıkması için ettiğim dua, inanın o yavrulara ettiğim duanın yanında solda sıfır kalmıştı o iki gün. Hayatımın en güzel ve en kahredici günlerini geçirmiştim zannederim o zamanlar..

İlal bu fikri ortaya attığında, o günlere döndüm sanki.. Kahroldum. Evet o çocukları mutlu etmek tüm anne/babaların göreviydi. Çünkü o anne/babaların yerinde gerçekten biz olabilirdik/ olabiliriz.. Kırk yılda bir rutin kontroller icabı, çocuklarımızın kanını nasıl aldırdığımızı, aldırırken ne hale düştüğümüzü düşünün.. O çocuklar, oradaki onlarca çocuk, vücudunun en az bir yerinde bir kataterle uyuyor, yemek yemeğe çalışıyor, tuvalete gidiyor ya da gidemiyor, resim yapıyor ve etkinlik gününde olduğu gibi dans ediyor.. O kataterle yaşıyor.. Bu kadar açık yazıyorum gördüklerimi, çünkü canınızı acıtmak istiyorum gerçekten.. Gerçek olan her şey ve ihtimaller canımızı acıtmalı zaman zaman.. Sonra şükretmeliyiz bol bol.. Günlük hayatta canımızı sıkan şeylerin önem derecesini sorguluyorsak içimizde, arada bir o çocuklara gidip en azından oyun odasında onlaral bir şeyler karalamak gerek..



O aileleri görmeliydiniz. O gözlerindeki ışıkları. Gözlerinin maalesef feri kaçmış, çocuklarının yerine de ışıldıyordu o gözler.. Çok mutlu oldular arkadaşlar.. Bu kadarını beklemiyordum.. Biz tabii ki onlara ilk etkinlik yapan gönüllüler değilizdir. Hastane zaten kendi bünyesinde ayrı bir etkinlik düzenliyor yarın.. Ama bu insanlara hergün yapılsa bu gibi sürprizler o gözler her gün bıkmadan teşekkür eder..

Bize o gün orada ve önceki gün hediye alışveriş esnasında şunu sordular; '' Hangi dernek/ vakıf ? '' . Ogün Hande' nin verdiği cevap çok gururlandırdı beni. Dedi ki; ''Biz Türkiye çapında 7000- 8000 nüfusu aşan anneler topluluğuyuz''. Biz Nurturia Anneleriyiz. Bu bir özet. Bu bir fark. Bu bir farkındalık.  Biz Türkiye ve umarım dünyanın herhangi bir şehrinde bu farkındalığı yaşatmalıyız insanlara. Nurturia bize bu sorumluluğu yüklüyor içten içe.. 



Beynimin içinde etkinlik günüyle ilgili çok fazla cümle birikti ve çıkmak için bekliyor. Ama yazamıyorum. Daha fazla çözülmek istemiyorum. Yazmak istediklerimi ve neden yazamadığımı, devam edemediğimi; şuan sürekli yükleme hatası aldığım için başka bir posta ertelediğim, etkinlik eğlencesine ait video kayıtları izleyince anlayacağınızı umuyorum..
Şifa diliyorum.. Sevinç diliyorum.. Güç diliyorum.. Sabır diliyorum.. 



Eklemek istediğim bir şey daha var. Bir grup üniversite öğrencisi, kimi tıp okuyor, kimi başka bölümlerde ama hepsinin yüreği kocaman. Her an dua alıyorlar. Çocuklara gönüllü olarak her hafta sonu refakat ediyorlar, beraber resim yapıyorlar, oyunlar oynuyorlar. Bize o kadar minettar kaldılar ki, '' Lütfen yine gelin, hep gelin'' dediler. Hafta içi okulla uğraşıyorlar, hafta sonu bu şekilde dinleniyorlar. Ne güzel değil mi? O gün sadece 5 anneydik ve yapmamız gereken çok iş vardı. Yardımımıza hızır gibi yetiştiler. Hemen orgaize oldular. Etkinlikten sonra odaları gezip hediye dağıtma aşamasında onlar olmasaydı ne yapardık bilemiyorum. Çocuklar, çok teşekkürler.. 


İşte Üniversiteli gönüllüler, Tiyatrocu gönüllüler ve Nurturia Anneleri ;





Katkıda bulunan arkadaşlarıma ve özellikle bu ateşi içimizde yakan İlal' e; bizi kendimize getirdiği için, Nurturia'ya; bizi buluşturduğu için çok teşekkür ediyorum..

O gün yanımızda çocuklarımız yoktu ama, hastanedeki çocuklar zaten hepimizin çocuklarıydı..

Etkinlikle ilgili son yazışmalar; burada.


Fotoğrafların devamı; Nurturia Flickr Sayfasında ve Nurturia Facebook Sayfasında.

Not: ELT ve TASARIM KIRTASİYE' nin geniş gönüllü işletmecilerine toplayabildiğimiz ve yetmeyeceğine emin olduğumuz paralarımızı bereketlendirdikleri için çok teşekkürler.



1 Aralık 2010 Çarşamba

Bayram Birlikte Güzel



Ben kendimi bildim bileli, bayram günü yaklaşırken, müthiş heyecanlanırım. Çocukken benim için bayram demek; el öpmek, harçlık, bir gece önceden başucumuza koyulan yeni kıyafetler ve gıcır ayakkabılar, tüm kuzenleri görmek ve onlarla kudurmak, çok sevdiğim bol cevizli ev baklavası, eniştemin bize parmak çıkartma numarası yapması, şehir dışından gelen akranlarım, ziyarete gittiğimiz akrabalarımızın çorap, toka hediye etmesi, bolca şeker- çikolata demekti. 

Bayram demek paylaşmak, sevinç, mutlu kalabalık, neşeli gürültü demekti. Şimdi burada nerede eski bayramlar muhabbeti yapmayacağım elbette. Zira bizim oralarda, bayramlar hala tam gaz değişmeden bu şekilde geçiyor. Ama gerçekten o bayramlar eskide kaldı, çünkü o heyecanlar çocukken vardı.

Şimdi eşimin de benim de aileleriyle aynı şehirde değilsek, bizim için bayram demek; yoldan geleni heyecanla beklemek ya da heyecanla yolculuk etmek demek..

Tenten doğduktan sonra üç bayram gördü. Geçtiğimiz Kurban Bayramı dördüncü bayramı olacaktı fakat henüz bayram nedir tam olarak anlayamadı. Bunun sebebi, bayramı hep evimizde geçirmek zorunda kalmamız ve en kalabalık halimizin bizi yalnız bırakmayan anneanne ve dedesinin bize katılmasıyla, 5 kişiden ibaret olmasıydı belkide. Eğer bu bayram da yalnız geçirseydik, Tenten adına çok üzülecektim. Benim çocukluğumda yaşadığım bayram heyecanı ve mutluluğunu içinde hissetmesini istedim. Aldık başımızı gittik bizim diyarlara.. İyi ki gittik iyi ki..

Tenten muhteşem bir bayram geçirdi. Bayram öncesi hazırlıklara, sokaklardaki kalabalığa, baklava yapımına, tatlı telaşeye çoğu zaman kahkahalarla tanıklık etti. En sevdiği şey ise elbetteki, bayram temizliğiydi. Süpürge bu aralar en favorisi. Toz aldı, yerleri süpürdü, oradan oraya koşturdu, coştukça coştu. Gözlerindeki o en parlak ışığı görebilmek ise beni amacıma ulaştırmıştı. İşte Bayram artık oğlumun da gözlerindeydi.

Bayram sabahı bayram yemeği geleneği vardı elbette. Normal şartlarda, küçükler büyüklere giderdi bayram yemeğine. Fakat bu defa babam istedi ki, Tenten dedesinin evinde tanıklık etsin bu geleneğe. Tenten'in Nene' si, büyük Dayıları, hayranı olduğu Sertaç ve Sueda' sı çaldılar sabah kapımızı. Tenten efendi bayramlıklarını giydi, yemek yenildi ve sonra herkes birbiriyle bayramlaştı. Tenten önce alnına, sonra dudağına götürmek suretiyle :) el öptü. Geçen sene dedesinden ilk bayram harçlığını almıştı fakat o zaman farkında değildi.  Bu defa gayet farkındaydı ve yine de çok anlam vermese de paraya bir süre baktıktan sonra, oyununa devam etti. Hemen bir fasıl kitap okud ve okuttu sıradan herkese. 

O gün dedesi, anneannesi ve annesiyle beraber, büyük halalara ve dayılara bayram ziyaretinde bulundu. Çok yaramazlık yapmadı elinde kitap marifetlerini gösterdi, '' Bu ne ufaklık? - Puteta (Portakal), Bu ne? Uuucahh (Uçak) vs. '' 

Büyük enişteler den biri Tenten' e parmak çıkarma numarası yaptı. Tenten' de şaşkınlıkla izledi. O anda o kadar duygulandım ki, biz daha ufacıkken eniştem bize yapardı bu numarayı. Ama mutlaka bayramlarda yapardı. Biz de onları ziyarete giderken her seferinde, alışmış olsak bile heyecanlanırdık yine de.. Şimdi benim oğlum izliyor aynı numarayı, aynı kişiden, bir bayram gününde. Dünya çok hızlı dönüyor, insan çabucak büyüyor..

Günün gecesinde kardeşimin kız arkadaşı, -ki Tenten kendisine tam bir hayran- ve annesi İstanbul' dan bir kaç günlüğüne bizleri ziyarete gelince değmeyin beyefendinin keyfine! ''Yişeeeren Yişereen (Yeşeren)'' diye diye dolaştı peşinde. Sabah ilk kalktığında hemen odanın kapısına koşup, önce ''Annane, sonra Yeşeren' e ses veriyor, kucaklarına atlıyordu. Yeşeren' in hediyelerinin her birini giydirmemize izin veriyor ve aynanın karşısına geçip ' ayyy ayyy' diyerek kıyafetleri üzerinde inceliyordu :) Oğlum ve dolayısıyla herkes bu bayram çok mutluydu. Gözler parlıyor, yüzler gülüyordu.

Elbette bayram ziyaretçilerimiz de oluyordu. Bizim geldiğimizi duyan herkes sağ olsunlar daha bir acele ziyaretimize geldiler. Utku ve Ecrin geldi, Zeynep Sude geldi, Kadir Haktan geldi. Tüm bu akranlarıyla oyuncaklarını paylaştı beraberce oyun oynadı, bazen kudurdular bazen oturdular ahşap yapbozlara yoğunlaştılar. Hatırlıyorum da, biz çocukken kuzenlerle daha çok yaramazlık yapardık bayramlarda. Koşullar, ortam ve sunulanlar çok önemli elbette. Bayramın son günü dayısının da gelmesiyle takım tamamlanmış oldu. Ha Yeşeren' i dayısından kıskandı mı? Bu konuyu konuşmak istemiyor beyefendi :)

Ben bayramları kendimi bildim bileli çok severim, gelsin isterim, el öpmek isterim, baklava yemek isterim. Umarım oğlumda sever; bayram ziyaretlerini, bayram yemeklerini, büyükleri sevindirmeyi, küçükleri sevmeyi.

Tenten bu bayram, bayram ile ilgili her şeyden nasibini aldı. Tadına vardı, tadını sonuna kadar çıkardı elbet. Fakat tek bir şey yasaktı. Evet ona göre haksızlıktı biliyorum ben onun yerinde olsam çok kızardım biliyorum. Çikolata yemesi yasaktı :) Biraz biraz baklavayla yetinmek zorunda kaldı. E artık bu kadar da olsun du.. 

Ve tek bir yanımız eksikti. Babası maalesef  iş sebebiyle bizimle gelememişti. Babaanne, dede, amca, hala, enişte, yenge,Görkem, Mert, Sezgi ve Sezer' de eksikti elbette. Yakındır bize şu soruyu sorması;

- Anne- Baba, neden anneannemler ayrı şehirde, babannemler apayrı bir şehirde ve biz daha da ayrı bir şehirde yaşıyoruz? 

Her günümüz bayram, her bayramımız beraber olsun.