Evlat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Evlat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Kasım 2011 Salı

Ya Bana Bir Şey Olursa.. Anne Gözüyle..

                         

Bu duygu aslında bilinçaltımın 3. sıradaki tuzağıydı bana..

Birinci sırada, ya bize birşey olursa vardı. Bu duyguyla hamile kaldığımda tanıştım. Bir araçtaysak ve bir tırı solluyorsak ya da bir tır sağımızdaki yoldan geliyorsa ve hani ya duramazsa mesela.. Gibi gibi.. İnanılmaz bir kaza korkusu.. Herhangi bir kaza buna yürürken başıma bir saksı düşme ihtimali de dahildi. Ya bize bir şey olursa. Bize : Bana ve içimdeki yavruma.. Bize bir şey olursa.. Hani Allah kimsenin başına vermesin dedikleri durumdandı korkularım..

Sonra Tenten doğdu ve sırada başka bir korku tuzağı vardı: Ya ona birşey olursa..

Ben ne yapardım o zaman. Nasıl yaşayabilirdim. Nasıl devam edebilirdim.. Evlatlarını kaybeden anneler buna nasıl dayanabiliyordu.. Kötü rüyalar, garip senaryolar.. Hastalıklı duygular.. Anne duyguları. Her annenin yaşadığından..

Tenten büyüdükten, ne bileyim bıngıldağı kapandıktan, saçları tamamen çıktıktan, katı gıdaları artık yutabildikten, kendi kendine yürüyebildikten ve kaza risklerini atlatabilmeyi başardıktan sonra. Sırada üçüncü korku vardı artık:

Ya bana birşey olursa... Bana birşey olursa Tenten ne yapardı.. Annesine bu kadar bağlıyken, ben olmadan bir gece bile geçiremiyorken.. Bu duygu tam da Defne Joy' un kaybından sonra çıktı ortaya ve tabiiki bu olay su yüzüne çıkardı içimde sakladıklarımı..

Tenten ile  birlikte yaşadığım bir deprem anı da üstüne tuz biber oldu.. Onu o sallantıda inanılmaz bir refleks ve çeviklikle kucağıma alıp üzerine kapanışım.. Yanımda annem ve babam da varken gözüm sadece onu görüyordu.. Ne olmuştu bana, hani annem ve babamsız yapamazken, onların sağlığı ve başımızdan eksik olmamaları için dualarımı hiç eksik etmezken.. Eylemlerim, dualarım ve düşüncelerim tek bir kişiye, oğluma yönelmişti.. Ne olmuştu bana; annelik duygusuydu olan biten. Annelik, evlat olmayı solda sıfırlamıştı..

Peki o depremde mesela, yıkılsaydı üstüme birşeyler, üzerine çadır olduğum canımın yavrusu kurtulsa ve ben ölseydim ne olurdu.. Bebeğim ben olmadan ne yapardı.. Nasıl yaşardı.. Nasıl büyürdü/büyütülürdü? Nasıl bir çocukluk, ergenlik,gençlik, olgunluk yılları geçirirdi? Nasıl bir birey olur, nasıl bir kişilik olurdu? Kendimi fazla mı önemsiyordum. Dünyada sayısız bebek ve çocuk annesiz büyümüyor muydu sanki.. Büyüyordu da nasıl büyüyordu... Mutlular mıydı mesela ya da fiziksel ve ruhsal sağlıkları nasıldı.. Hayata, yaşama, ölüme, Allah' a bakışları nasıldı? Nefret miydi tanıdığı tek duygu, ya da umutsuzluk,çaresizlik, güvensizlik, öfke, korku dolu bir yürek miydi onlarınki mesela..


                                

Son 6 aydır bunları o kadar çok düşünür oldum ki.. Sağlıklı mıdır bu düşünceler hayır kabul ediyorum. Ama; yaşamı boyunca en az bir kez, bir bireyin anne/baba olsun ya da olmasın sorgulaması ve düşünmesi gereken duygu durumlarıdır bence..

Bu hayatın içindeyiz bir kere, artık bir nefes üflenmiş bedenimize,bir yola çıkmışız annelerimizin karınlarından.. Bitki olmayı dilemedik mi bir kez olsun, buhran ve çaresizlik anlarımızda hiç birimiz? Ya da bir hayvan.. Hadi ama biraz dürüst olalım kalbimize ve aynalara.. Silkelenmek gerek sık sık ya da zaman zaman, hangisini becerbiliyorsak artık ve aslında ve keşke hiç silkelenme ihtiyacı duymamak değil midir her birimizin en büyük emeli..

Anne olmak böyle bir şey sanırım. Bir birey gözüyle,bir kadın bakışıyla ne kadar farklı bakar olduk hayata.. Kuşlara, okyanusa, bulutlara, bembeyaz karlara, ucu bucağı olduğunu farkettiğimiz dağlara.. Hangi birimiz sorgulamadık kafamızda bu duyguları anne olduktan sonra.. Karşımızdaki, kucağımızdaki, uyurken hani o nasılda güzel gülümseyen, verdiğimiz sütü nasılda iştahla yudumlayan evlatlarımızı tanıdıktan sonra.. Annelik duygusuyla tanıştıktan sonra nasıl da farklı oldu her şey bizim için öyle değil mi? Bir merhamet bahşediliverdi ki kalbimize, ruhumuza o henüz bir mercimek tanesi kadarken.. Nasıl bir duyguymuş bu, daha önce var olduğunu sandığımız ama an itibariyle geçmiştekini sollayan.. Ne kadar ulviymiş böyle, şaşkınlık üstüne şaşkınlık yaratan gözlerimizde.. Sık sık aynaya baktıran belkide ben bu muydum peki şimdi bu muyum.. Ben kendime inanamıyorum mu ne..

İşte böylesine bir duyguyu yaşamaya başladıktan sonra ki o evlat, bizim kanımızdan olsun, ona sancılarla kavuşalım ya da evlat edinmiş olalım.. Benim gözümde çok farketmiyor. Beyleri bilemem ama biz anneler, anne olduktan sonra, her şeye hüngür hüngür ağlar olmuşken ne farkeder? Haberlerde gördüğümüz, gazetede okuduğumuz kendi kanımızdan canımızdan olmayan, herhangi bir dram yaşayan her hangi bir yavrunun haline sanki kendi evladımızmış gibi ağlamıyor muyduk artık.. Annelik ne kadar yüce bir duyguydu böyle, dünyanın bütün çocuklarına yer açmıştı kalplerimizde.. Anneliğin dini,dili,ırkı, milliyeti, ideolojik görüşü, coğrafi konumu, gelenek farklılıkları yoktu ki ne de olsa. Herhangi bir çocuğun acısına kendi evladımızmış gibi kahrolabilecek kadar güzel bir mertebe değil midir annelik. Ne fark eder, onu doğurmuşsun ya da evlat edinmişsin.. Zaten sen özünde bir kadınsın ve biyolojik olarak olamasan bile günün birinde içinde fışkırmayı bekleyen bir annelik pınarı var.. Coşmayı bekleyen..

Bu yüzden kahrolmadık mı, gözümüzün önünde yitip giden Defne Joy' un evladı için, Van depreminde annesini kaybeden yavrular, evlatlarını yitiren anneler için.. Ya da haberlerde, gazetelerde şahit olduğumuz sayısız durumlarda mahvolmadık mı bu yüzden.. Bu yüzden ağlamadık mı Nehir' e, bu yüzden katılabilme şansını elde ettiğimiz bir hastane etkinliğinde, ölümcül hastalıkların pençesine düşen yavruların gözlerine bakabilme gücünü, yaratmak için sıkmadık mı dişlerimizi, titremedi mi bacaklarımız ve en önemlisi kalplerimiz. . Kahrolmadık mı o çocukların anne babaları için ve yine de her şeye rağmen şükretmedik mi en azından elinden tutan bir annesi var bu yavrucakların diye...


                


Bu yüzden en büyük dilek ve duamız değil midir, tüm çocukların ailelerine, tüm ebeveynlerin evlatlarına bağışlanması..

Son zamanlarda en çok dökülen duadır dilimden,

Allah' ım beni aileme,ailemi bana bağışla..
Allah' ım bizi evladımıza, evladımızı bize bağışla..
Allahım beni oğluma, oğlumu bana bağışla..

İşte bu yüzden yakalandım, bilinçaltımın 3. tuzağına.. Ya bana bir şey olursa.. Oğlum bu kadar minik ve savunmasızken, bana açken.. Sevgime, varlığıma, kokuma, gözlerime, sözlerime bu kadar muhtaçken.. Ya bana bir şey olursa.. Daha ona öğretecek çok şey varken.. Hayatın eğrisini doğrusunu tecrübe etme fırsatını, ayırt edebilme yetisini kazanmışken ve bunları o da tecrübe ederken yanında olmam gerekirken.. Ya bana bir şey olursa..

Peki annelik insana kafayı yedirir mi? Annelik bir kadının bireyliğini ne kadar etkiler, ne kadar besler, ne kadar olumlar, ne kadar var eder, ne kadar yüceltir ya da ne kadar yok eder?. Anneliğin dozu var mıdır?. Damarlarda hangi dozda kalmalıdır?. Annelik kimileri tarafından, bir kadının kendini, varlığını, bireyselliğini kaybettiren bir olgu olarak düşünülürken, aslında ne kadar kendine getirmiştir bu kadını.. Bu da bir başka yazıya kaldı..

Sevgiler