13 Şubat 2011 Pazar

Hayatın Yüzüne Bak..

Son günlerde Tenten' in yapmaktan en çok hoşlandığı şeylerden biri; kütüphanedeki anne-babaya ait kitapları karıştırmak, okuyor gibi yapmak ve tekrar yerine koymaya çalışmak. Geçen gün yine aynı şeyi yapıyordu. Kitaplıktan bir kaç kitap seçip getiriyor ve koltuğun üzerine dizip, kafasına göre okuyup yerine götürüyordu. 

Bir ara yanıma geldi ve kitaplardan birinin, kendiliğinden cildinden ayrılmış bir sayfasını bana uzattı, '' Anne oku'' dedi.. O sırada başka bir işle meşguldüm tamam bebeğim dedim ve sayfayı kenara bıraktım. Fakat ısrar etti ben de elime sayfayı aldım tam okuyacaktım, gitti diğer kitaplarla ilgilenmeye başladı. Ben sanmıştım ki büyükler için bir kitabın sayfasını kendisi için okumamı istiyor. Kim bilir belki de sadece kendim için okumamı istemişti kuzu..

O sayfada şunlar yazıyordu:

'' ......... hayata tekrar tekrar bakmak gerekir.   
Hep yeni bir an gelecektir. 
Geçmişte kaybolduğu için üzüldüğümüz ana benzer bir tane daha çıkacaktır belki yumaktan. 
Kaybedilmiş duygular, bütün bir hayata rengini verebilecek anlar, mutlulukla mutsuzluk arasında gidip gelen o cılız, incecik bağlar belkide yumağın içinde hala saklıdır. 
Kaç kez, yaşadığımız anın değerini bilmediğimiz için geleceği reddetmişizdir, kaç kez kıymetini anlayamadığımız bir anda yaşadığımızdan çok parlak olabilecek bir geleceği elimizden kaçırmışızdır. 
Değerini bilmediğimiz her an bizi bir başka hayatı yaşamaya mahkum eder. 
Hayata iyi bakmadığımız için o anların ne anlama geldiğini fark edememişizdir. 
Sonra da kaybettiğimize yandığımız için geçmişe ve geleceğe körleşmiş, hayatı eski bir resim gibi duvara asmış, onu öldürüp soldurmuş ve ona küsmüşüzdür. 
Zamanın altın ilmekleri kurumuş avuçlarımızda tozlanıp küflenerek çürümüştür. 
Romanda Woolf, kocasına, '' Hayatın yüzüne bak Leonard'' der, '' Her zaman hayatın yüzüne bak. Ne olduğunu bilebilmek için, sonunu bilebilmek için, onu olduğu gibi sevebilmek için hayatın yüzüne bak.'' 
Hayatın yüzüne bak. 
Hayatın yüzü, yaşadığın anda saklı. Hayatın yüzü, geçmişteki o unutulmuş anda saklı. Hayatın yüzü, gelecekteki sırda saklı. 
''Mükemmelliğini, vaat ettiği geleceğe'' borçlu anlar vardır ama asıl mükemmel olan anlar size geleceği unutturacak kadar muhteşem olanlardır ve onların mükemmelliğini kavramak için onlara iyi bakmanız, o anın yüzünü görmeniz gerekir. 
İki kişinin içine birlikte girip bütün varlıklarını paylaşabildikleri tek bir an bile bütün hayat boyunca hatırlanmaya değecek kadar parlaklık katar yaşadıklarınıza. 
O anları atmayın. 
Belli olmaz, değerini bilmediğiniz bir anla kaybettiğiniz bir gelecek, belki de değerini bileceğiniz bir başka anla size bağışlanacaktır. 
Bir tanrı kadar zalim olabildiği gibi, bir tanrı kadar da bağışlayıcı olabilir hayat, bir tanrı kadar hoyrat olabildiği gibi, bir tanrı kadar da cömert olabilir. 
Woolf, intihara giderken kocasına yazdığı mektubu şöyle bitirir: 
'' Bizden daha fazla mutlu olabilecek iki insan yoktur.'' 
Bunun kıymetini bilemediği için çekmiştir belki onca acıyı. 
Ama bunu bir kez bile söyleyebileceğiniz birini bulmuşsanız, bunu bir kere bile hissedebilmişseniz, zamanın altın ilmeklerinden birini tutmuşsunuz demektir. 
Onu soldurmayın. 
Ve gücenmeyin hayata. 
Yüzüne bakın. 
Orada belki de ''kaybolmuş geleceği'' yeniden yaratacak olan o unutulmaz cümleyi göreceksiniz. 
''Bizden daha fazla mutlu olabilecek iki insan yoktur.''

Önce anlayamadım hangi kitap olduğunu çünkü o kitap, yıllar önce bana hediye edilmişti. Beni eşimle tanıştıran çok sevdiğim bir arkadaşım tarafından.. Fakat bir türlü okuyamamıştım.. Çoğu zaman kafam dağılmış, odaklanamamış, sıkılmış ve sonunda bırakmıştım..

Bu yazı, Ahmet Altan' ın 2004 yılında çıkardığı İçimizde Bir Yer adlı kitabının 63 ve 64. sayfalarında yer alıyor. Ahmet Altan' ın anlatımını genel olarak afili ve ağdalı bulduğum için pek okuyamıyorum ben. Tamamlayamıyorum. Belki de sayfa sayfa okumak lazım.. 

Şu arkalı önlü sayfada yazanlar, epey etkiledi beni.. Tam da Alkan' ları fazlasıyla sorguladığım bir dönemde, talihsiz Defne Joy dedikodularından mahvolduğum, evlilik neme nem bir şey diye düşündüğüm, Tenten' imin yüzüne bakmaya yüz kat daha doyamadığım bir dönemde karşıma bu yazı çıkınca da afalladım biraz..

Öyle işte..